Ders programıma baktıkça içim kararıyor.
2.sınıf oldum, seçimlik derslerden şunu seçicem bunu seçicem diye geziniyordum.
Süpersonik öğrenci sistemimiz gecenin 2 sinde ders seçme dönemini açtığından, 3e doğru arkadaşımın telefonuyla uyandım. "Merve uyan, OİS e gir hemen derslerin kontenjanı doluyor" dediğinde yataktan nasıl kalkıp nasıl sayfayı açtığımı hatırlamıyorum.
Önce zorunlu dersleri seçmece.
Gen.Prv.of Criminal Law *tik*
Gen.Prv.of Obligation Law *tik*
Theory of the State [oley en sevdiğim] *tik!*
Department Elective [ burada uzunca bi liste var. ama ben çoktan 'women s right' seçmeye karar vermiştim. ]
DERSİN KOTASI DOLU!
Nası ya!?
[gecenin o saati zaten uykusuz vaziyetteyken daha üzülemedim. hemen başka bişey seçmek istedim. sistemle aramızda şöyle bir an yaşlandı: ]
+Humanitarian Law ?
-Dersin kotası dolu!
+Military Criminal Law ?
-Dersin kotası dolu!
+Intellectual Property Law ? [Bari bu olsun lan!]
-Mevcut ders saatleriyle çakışıyor.
....
WTF?! En sevimsiz dersleri bile seçmeye razı bi ruh haline girdim ilerleyen saatlerde. Yahu seçimlik ders diyorsun, seçme hakkı vermiyorsun ki salak sistem! Ya karga b.kunu yemediği bi saate koyuyorsun dersi ya kotası doldu diyorsun. Hayır anlamıyorum ders kontenjanları kaçar kişilik de doluyor hemen. Gecenin bir vakti seçim sistemini açmak da ayrı bi zeka pırıltısı. Sanki açıkarttırmaya pey sürüyoruz!
Böylece istemeye istemeye Legal English seçtim. Ha çok kötü değil ama, ben başka birşey istiyordum. Neyse, okuldan soğuttular zaten. [F*ck the system!]
Eylül 20, 2009

Evimde en çok huzur bulduğum yer şüphesiz; odam.
En çok vakit geçirdiğim yer de çalışma masam.
Her ne kadar dağınık(!) olsam da, sağ tarafımdaki kalabalığı seviyorum.
Ve Kafkayı..
Hola! ¿Qué tal?
Eylül 19, 2009
İspanyolca kursuna başladım. Institudo Cervantes de. Daha toplamda 2 gün gittim, ama pek hoşlaştık birbirimizle. Mevcudu az bi sınıfız. Bir de sevimli Jose var, hoca olan (:
Aslında Erasmus programıyla Universitad da Zaragoza 'ya gitmeyi planlıyordum son sınıfta. Cervantes e gitmek istememin sebebi buydu. Ama gözümü korkuttular. Neyse büyük planlar yapmayacağım. Şu okul bi bitsinde, öğrencilik bitmeyeck zaten (:
Aslında Erasmus programıyla Universitad da Zaragoza 'ya gitmeyi planlıyordum son sınıfta. Cervantes e gitmek istememin sebebi buydu. Ama gözümü korkuttular. Neyse büyük planlar yapmayacağım. Şu okul bi bitsinde, öğrencilik bitmeyeck zaten (:

İlk E.l.f siparişlerimi verdiiim!
(:
Arkadaşlarım e.l.f ürünleri kullanıyorlardı. Üstelik aylardır blogunu takip ettiğim sevgili hesionka nın siparişini görünce aklıma düştü yeniden. Bugüne kadar hiç denememiştim. Taa kii, facebookta freeshipping code u görene kadar :D "Hadi ponyo, göster cengaverliğini!" dedim. Şu an heyecan içinde beklemedeyim!
İşte beklediğim bebekler;
* All over cover stick / fair
* Waterproof eyeliner pen / coffee
* Complexion Perfection
* Hypershine Lip Gloss / flirt
* Brightening Eyecolor / blue moon
* Eyebrow Kit / light
Eylül 18, 2009
Bir süre dinledikten sonra geri dönmekss.
Öhö.
Şu son 2 ayda nasıl dinlendim ama.
Ha bir de blog okudum ben.
Çok zevkliymiş. (:
Öhö.
Şu son 2 ayda nasıl dinlendim ama.
Ha bir de blog okudum ben.
Çok zevkliymiş. (:
saat: 02.08
Temmuz 03, 2009
Kafka'dan bir sözle başlamalıydım yazıma. Ne yazık ki "aforizmalarım" yatağımdan çok uzakta. Odam karanlık, bir tek küçük okuma lambam..
Başımda deli bir ağrı var. Pencerem açık, hava almaya çalışıyorum. Temmuz'un sıkıntısı içimi dolduruyor, nefes alamıyorum sanki. Belki de bu benim kendi sıkıntım, Temmuz'a suç atıyorum. Herneyse! Ben Temmuzları sevmiyorum.
Uzamaya başlayan saçlarım ensemi yakıyor. Gelişi güzel topluyorum. Saçlarım kendi renginde değil. Ben de kendi rengimde değilim zaten, ne farkeder. Kalbimi yabancı bir el sıkıyor. Sol ayağım uyuştu.
Günlerimi çok boş geçiriyorum. Saatlerimi harcıyorum bozuk para sanki. Ne çoklar.. Ağır hareketlerim var, dingin değil aksine yorgun. Süslü cümleler kuramayacak kadar yorgun. Babam yokken, iki apayrı kadın var evde. İki mutsuz kadın. İstiyorum ki onu sarayım, güldüreyim. Saçmalıyorum. Sonra bakıyorum dilenerek. Görmüyormusun diyorum, ben kendime yetemiyorum. Gözlerim dolmaya hazır, burnum sızlıyor. Ve ben tek kelime edemiyorum.
Ellerim kirli. Sık sık yıkıyorum. Kuruyor, kirleniyor yeniden. Sıkılıyorum. Rutin davranışlara anlamlar yüklüyor, kendi karmaşamla benzerlikler kuruyorum. Ne saçma. Aslında hiçbir şey yapmıyorum. Tüketiyorum, benim olanı, olmayanı...
Kasenin dibinde bırakılmış çöpsüz üzüm tanesiyim. Bazen yalnızlığı kendime yakıştırıyorum. Bunların hepsinin kendi tercihim olduğunu düşünüp avunuyorum.
Yalnızım. Artık kimsenin hatırını gerçekten merak ettiğim için sormuyorum. Kimseyi dinlemiyorum. Dinliyormuş gibi yapıyorum. Ahmakça kafamı sallıyorum ve yavan yorumlar.. Ben artık kimseyi sevmiyorum. Kimseye birkaç saatten fazla tahammül edemiyorum, boğazımı sıkıyorlar. Zarar vermek, canlarını yakmak istiyorum.
Çok çeşitli insanlar tanıdım. Birbirlerinin türevleri, her birinin söyleyeceği fazladan lafları var. Yüzlerine baktıkça, konuştukça üsluplarında, olmak istedikleriyle aslında ne olduklarının kıyasını yapıyorum. Elimde olmadan yapıyorum bunu. Midem bulanıyor. Hiçbiri gerçek değil. Soğuyorum. Gerçek olmayan anılara, fantastik yaşanmışlıklarına, bekledikleri şaşırma tepkilerini veriyorum. Hoşlarına gidiyor, anlattıkça anlatıyorlar. Bense sıkılıyorum, koşarak uzaklaşmak istiyorum. Ama gideceğim yerim yok, mecburen kalıyorum.
Artık hiçbirşeyimi kimseyle paylaşmıyorum. Kimseye tanıtmıyorum kendimi. Kendilerindne birkaç ipucu veriyorum her birine ayrı ayrı. Beni seviyorlar. Bense hiçbirini sevmiyorum. İstediğimi olma oyunu oynuyorum. Çünkü hepsinden bende var. Bendense onlarda hiç...
Bazen umutlar dağıtıyorum. Duymak istedikleri, hemen benimseyecekleri türden şeyler. Hoşuma gidiyor. Bir anlık sadece. Sonra unutuyorum. Onlarda tabii..
Yatağım sallanıyor. Ben ölümden korkmuyorum. Odamda ıslak bir hava var. Boğazım yapışıyor. Uyumak istiyorum biraz, uyudukça büyüyorum.
M.
"...Hayat dediğimiz bu acayip, bu karmakarışık işte, öyle garip zamanlar olur ki, insan şu koca evreni muazzam bir şaka olarak görür. Bu şakayı pek anlamasa bile, kendisiyle alay edildiği kuşkusuna düşer. Gene de cesareti kırılmaz ve hiçbir şeyi tartışmaya değerli bulmaz. Bütün olup bitenleri, bütün inançları, bütün din ve mezhepleri, görülürz görünmez herşeyi nekadar kaskatı ne kadar yamrı yumru da olsa yutar; sindirme gücü çok gelişmiş bir deve kuşunun mermileri, çakmaktaşlarını yuttuğu gibi. Küçük zorlukları ve beklentileri, beklenmedik felaket korkularını, elini kolunu ve hayatını kaybetme tehlikelerini, bütün bunları ve ölümün kendisini bile gözle görülmeyen ve sağı soğu belli olmayan o ihtiyar şakacının, gülerek attığı birer şamar, keyifli birer sille sayar."
-Moby Dick / H.Melville -
-Moby Dick / H.Melville -
Baba.
Evde babanın tıkırtısını duymak, orda olduğunu bilmek bütün sıkıntımı alıyor.
Sen olmasan yürüyemezmişim, düşermişim gibi geliyor.
Çok cahil hissediyorum kendimi, başka şehirlerde de olsak,
bilmediğimi bilmene, öğretmene güveniyorum.
Herşey ters gidiyorken, tüm limitlerimi tüketmişken,
keyifle gezindiğim bulutumdan düşürülmüşken
senin varolduğunu bilmek yeniden deneyebilme gücünü veriyor bana.
Hep büyü, yaşlan, olgunlaş, çoğal
ama hiç ölme.
Bazen şikayet etsem de, bir adım arkamda olmandır bana bu kararlılığı sağlayan.
Bu kadar açık söylemedim hiç yüzüne,
gerçi sen anlarsın.
Sen olmasan yürüyemezmişim, düşermişim gibi geliyor.
Çok cahil hissediyorum kendimi, başka şehirlerde de olsak,
bilmediğimi bilmene, öğretmene güveniyorum.
Herşey ters gidiyorken, tüm limitlerimi tüketmişken,
keyifle gezindiğim bulutumdan düşürülmüşken
senin varolduğunu bilmek yeniden deneyebilme gücünü veriyor bana.
Hep büyü, yaşlan, olgunlaş, çoğal
ama hiç ölme.
Bazen şikayet etsem de, bir adım arkamda olmandır bana bu kararlılığı sağlayan.
Bu kadar açık söylemedim hiç yüzüne,
gerçi sen anlarsın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

