Üç gündür hastane-ev arasında koşturuyorum. Biyokimya, hematoloji, hormon.. 3 ayda bir yaptırmalıyım, ama senede bir kez gidiyorum, o da heyet raporu için, ilaçlarım için. Biraz daha sağlıklı olayım birkaç sene daha vücut tamlığımla yaşayayım diye. Neyse ki bugün bitti. Dün yaşadığım hadiseyi hatırlamak bile istemiyorum. Seneye görüşürüz sayın hemşireler ve saygıdeğer tabip odası.
Bugün çok ilginç birşey oldu aslında. Bundan sebep aylar sonra bu blogu hatırlayıp kurcalamam. Oldum olası pek hoşlaşmayız sanal günlükle. Kareli defter yaprakları ve kurşun kalemle açılır benim sözcük kesemin bağı. Çok demodeyim. Bazen kitap okurken düşünüyorum, benim çocuğum belkide hiç kitap okumayacak, harçlıklarını kitap alabilmek için biriktirmeyecek, kitapçılarda saatlerini önsöz okumakla geçirmeyecek. Tanrım, ne acı! Ben elimden geleni yapacağım çocuk sen merak etme. Deden, annene nasıl kazandırmışsa bunu, bende yapacağım. Herneyse konum bu değildi.
Bugün çok ilginç birşey oldu. Günlerdir hayatıma yeni bir uğraşı sokmaya çalışıyordum. Karar vermeye çalışmak ne lanet birşey. Yapılabilecek en salakça şeyde internetten hobi aramak sanırım. Yapmadım değil yaptım üstelik. Tıklaya tıklaya kendime uygun birşeyler aradım. Sonra bikaç kitap seti indirime girmiş. Oha bunu almalıyım, vaay bu yeni kitaplığımda mutlaka olmalı. nasıl yani Cemal hocanın bu kitabı da mı varmış diye diye kendimi Capacity nin Dnr mağazasında buldum. Daha okumadığım onlarca fıstık kitaplarımın olması gözümün açlığını doyurmuyor maalesef. Yine kızdım kendime, lan yine kitaplarla kontrat imzalayalıp, asosyelleşme tacını kimselere devretmeyeceksin anlaşıldı, dedim. Vazgeçtim, soğudum. 3d puzzle ların olduğu yere gittim. (Üçboyutlu bilmeceler demek isterdim ama çok çirkin oldu, vazgeçtim.) Hepsini yaptım ben bunların yahu, şu kasınç olanlarında fiyatalrı tuzluymuş dedim. Almayacaktım zaten, iş olsun diye baktım ve gerekli bahanemi bulup hemen olay yerinden uzaklaştım.
Derken.. Only You parçası eşliğinde ellerini saçlarında gezdirerek ahenkle yürüyen yağız delikanlıyla göz göze geldik. Hahaha.. Keşke böyle olsaydı ama olmadı. Orta yaşlı tabirinin espri olacağı kır saçlı,gözlüklü ve az sonra bilge kişiliğini farkedeceğim beyfendi 'pardon küçükhanım eşyalarınızı dökesaça yürüyorsunuz' dedi. Eğildim, hep belim açılır diye bir elimi belimde tişörtümü çekiştirerek eğildim. Halim çok komikti. Selam verir gibi duruyordum, elimi çektim belimden çarçabuk topladım. Güldü. Özgürlüğün geleceği yoktu, dedi. Pardon dedim. Kitabınzı küçükhanım, yoksa siz okumuyormusunuz onu dedi. Utandım. Nasıl okumuyorum lan, hepsini okudum ben Cemal hocanın kitaplarının, hepsini tamammı hepsini buna yeni başladım, demek istedim, demedim. Ha evet dedim kabaca. Zoraki okuyorsunuz anlaşılan dedi. Güldü. Hayır dedim, Spinoza üzerinde inceleme yapıyorum, dedim. Bariz yalandı, hocama hayranlığımdandan ne yazmışsa bulup okuyorum diyemedim, ne olur detaylı birşeyler sorma sorma diye umut ettim içimden. Sormadı. 'Ya Schopenhauer ?' dedi. Kalakaldım, belli etmemek için hemen Arthur un tek bildiğim güzellik ve estetikle ilgili aforizmasını yarım yamalak söyledim. Güldü. Anladı bence, üzerime gelmedi ama. 'Felsefe mi okuyorsunuz, psikoloji mi haha yoksa tahmin edeyim işletmeci mi olacaksınız, yazık küçükhanım' dedi. Hahaayt dedim içimden şimdi kasılma sırası bende. 'Hukukçuyum.' dedim. Ama öyle bir dedimki yani sanki anayasa mahkemesi başkanıyım, öyle bir hava estirdim. 'İşletme okusaymışsınız keşke.' dedi. O an, dizlerimin bağı çözüldü, kulaklarım uğuldadı. Hiçbirşey diyemedim, kahroldum resmen. Güldü bilge adam. 'Bence okumaya devam edin, hatta hep okuyun, hiç bırakmayın.' dedi. Hoşçakalın da dedi aslında. Şimdi düşünüyorumda belkide bukadar Uğur Polat vari bir ses tonuyla yada bukadar düzgün bir imlayla didaktik bir tavsiye değildi. Ama ben öyle hissettim. Kahramanlaştırdım hemen.
Şimdi başka birşey aramıyorum, başka bir uğraşı, okuyorum kaldığım yerden. Teşekkürler bilge adam.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 yorum:
Yorum Gönder